TIP TARİHİNE GEÇTİ! Önce domuz böbreği, 271 gün sonra da insan böbreği nakli oldu…
Bir yıl önce Tim Andrews, dünyada genetiği değiştirilmiş bir domuz böbreğiyle yaşamayı deneyen ilk hastalardan biriydi. Şimdi ise tarihe bir kez daha geçti: Domuz böbreği naklinden sonra insan böbreği nakli yapılan ilk kişi oldu.
(Amanda Sealy/CNN via CNN Newsource)
“İlk köprüden geçen benim,” dedi 67 yaşındaki Andrews CNN’e. “Önce domuz böbreği, sonra insan böbreği… Bunu daha önce kimse yapmadı. Harika bir duygu.”
Deneysel yolculuk: Domuz böbreğiyle geçen 271 gün Diyabet ve son evre böbrek yetmezliğiyle mücadele eden Andrews, 25 Ocak 2025’te domuz böbreği nakli oldu.
Rekor sayılabilecek 271 gün boyunca bu organla yaşadı. Ancak vücudu böbreği reddedince Ekim ayında organ çıkarıldı ve Andrews yeniden diyalize dönmek zorunda kaldı. Diyaliz onun için ağır bir yük haline gelmişti.
Haftada üç gün, altı saat boyunca makineye bağlı yaşıyordu. Birkaç ay içinde kalp krizi geçirdi, sürekli kusuyordu ve yaşam kalitesi hızla düşüyordu. “Hem fiziksel hem de duygusal olarak bitkin düşüyorsunuz,” diye anlattı.
12 Ocak gecesi Massachusetts General Hastanesi’nden gelen telefon her şeyi değiştirdi. Neredeyse mükemmel uyum sağlayan bir insan böbreği bulunmuştu.
Ertesi sabah ameliyat gerçekleşti ve üç saat süren operasyonun ardından Andrews yeni böbreğiyle hayata tutundu.
Şimdi New Hampshire’daki evine dönmeye hazırlanıyor.
Bu nakil, ksenotransplantasyonun (hayvan organlarının insana nakli) amacını da gözler önüne seriyor: Hayvan organları, hastaları diyalizden uzak tutarak hayatta kalmalarını sağlayabilir ve uygun insan organı bulunana kadar kritik bir köprü görevi görebilir.
ABD’de her an 100 binden fazla kişi organ bekliyor; bunların %80’i böbreğe ihtiyaç duyuyor. Ancak bekleme listesine sadece en ağır hastalar alınabiliyor.
Böbrek yetmezliği olan 800 binden fazla kişinin yaklaşık %70’i diyalizle yaşamını sürdürmeye çalışıyor.
Beş yıllık hayatta kalma oranı ise yalnızca %40. Mass General Brigham’ın böbrek nakli direktörü Dr. Leonardo Riella, “Diyaliz vücudun doğal işlevini taklit edemez.
Hastaların yaşam kalitesi ve sağlığı üzerinde büyük bir yük oluşturur,” dedi. Ona göre ksenotransplantasyon, geçici bile olsa diyalize kıyasla çok daha iyi bir seçenek.
Andrews, domuz böbreğine “Wilma” adını vermişti. Dokuz ay boyunca 52 hapla bağışıklık sistemini baskılamaya çalıştı. Ancak böbrek yavaş yavaş reddedildi ve çıkarılmak zorunda kaldı.
Bu süreç, bilim insanlarına reddin nasıl geliştiğini anlamaları için değerli veriler sağladı.
eGenesis şirketinin CEO’su Mike Curtis, “Artık düşük seviyeli reddin nedenini çok daha iyi biliyoruz. Bu, gelecekteki nakillerde baskılama protokollerini geliştirmemize yardımcı olacak,” dedi.
Riella, Andrews’un deneyimini bir başarı olarak görüyor: “Wilma, onu dokuz ay boyunca diyalizden uzak tuttu. Diyalizle kıyaslandığında çok daha iyi bir tedavi yöntemi.”
NYU Langone Transplant Enstitüsü direktörü Dr. Robert Montgomery ise önümüzdeki beş yıl içinde ksenotransplantasyonun hastalar için uygulanabilir bir çözüm olacağına inanıyor. “Bir hastanın yaşamı boyunca hem hayvan hem insan böbreği nakli arasında geçiş yapabileceğini düşünüyorum,” dedi.
Andrews, deneysel nakil olmasaydı bugün hayatta olmayacağını söylüyor: “Wilma olmasaydı bir yıl daha yaşayamazdım. Şimdi yılları düşünüyorum, geleceği planlıyorum.”
Şimdi tek isteği, hikâyesini paylaşarak organ bağışını teşvik etmek.
Sosyal medyada yaptığı paylaşımda, kendisine böbrek bağışlayan kişinin ailesine teşekkür etti: “Böbrek bağışı hayatımı kurtardı ve milyonlara umut verdi. Ailenizin bir üyesi bir kahraman. Onu kalbimde taşıyacağım ve yaşadığım sürece bu sevginin neler yapabileceğini anlatacağım.”