Mars ve Ay planları için kritik soru: Uzayda bebek sahibi olmak mümkün mü?
İnsanlığın Ay ve Mars’a yerleşme hedefleri hız kazanırken, bilim insanları uzayda yaşamın en temel sorularından birine yanıt arıyor: İnsanlar Dünya dışında üreyebilir mi?
ABD Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA), mayıs ayında nükleer ve güneş enerjisiyle desteklenecek kalıcı bir Ay üssü kurmayı hedefleyen 20 milyar dolarlık programın ayrıntılarını duyurdu. Kurum, 2032 yılına kadar insanların Ay’da “yarı kalıcı” yerleşim alanlarında yaşayabilmesini amaçlıyor.
Ayrıca tarihte ilk kez insanlı Mars görevlerinin gerçekleştirilmesi planlanıyor. Yaklaşık yedi ila on ay sürmesi beklenen bu yolculuklar, yalnızca keşif değil, uzun vadeli yaşam olasılığını da gündeme getiriyor. Ancak Dünya’dan uzakta kalıcı bir insan varlığı oluşturulacaksa, üremenin de mümkün olması gerekiyor. Bilim insanlarına göre bunun önünde ciddi engeller bulunuyor.Dünya, güçlü manyetik alanı ve kalın atmosferi sayesinde yüksek enerjili uzay radyasyonuna karşı doğal bir koruma sağlıyor. Ay ve Mars gibi gök cisimlerinde ise bu koruma büyük ölçüde bulunmuyor. Ayrıca bu ortamların yerçekimi Dünya’ya kıyasla çok daha düşük. Uzun süreli uzay yolculuklarının insan bedeni üzerindeki etkileri de henüz tam olarak bilinmiyor.
Avustralya’daki Adelaide Üniversitesi’nde kıdemli öğretim üyesi olan Dr. Nicole McPherson, uzayda üreme fikrine bir belgesel izledikten sonra ilgi duymaya başladığını belirtiyor.McPherson, “Başlangıçta potansiyel küçük bir eğlenceli bilim kurgu projesi olarak başlayan şey şimdi büyük bir araştırma alanına dönüştü” diyor.
McPherson ve ekibi, üreme sistemini taklit edecek şekilde tasarlanan bir laboratuvar düzeneğinde sperm hücrelerinin mikro yerçekimi koşullarındaki hareketlerini inceledi. Araştırmada bazı sperm hücrelerinin yönlerini kaybettiği, hedefe ulaşabilen sperm sayısının ise normal yerçekimi koşullarına kıyasla yüzde 50 daha düşük olduğu görüldü. Çalışma, Mars gibi belirli gezegenlerdeki yerçekimi koşullarını taklit etmese de McPherson, araştırmanın Dünya'nın yerçekiminin normal sperm davranışında oynadığı rolü gösterdiğini söylüyor:"Bu, sperm hücrelerinin doğal döllenmede kullandığı yerçekimini kullandığını öne çıkarıyor."
Yerçekiminin etkisi yalnızca döllenme süreciyle sınırlı değil. Araştırmacılar, mikro yerçekiminin fare embriyolarının gelişiminin ilk 24 saati üzerindeki etkilerini de inceledi. Deneylerde embriyo gelişiminin zayıfladığı gözlendi.NASA’da kıdemli araştırma bilimcisi olarak görev yapan Dr. Fathi Karouia ise “Mikro yerçekimi hücrelerin nasıl bölündüğünü, kendilerini nasıl organize ettiğini ve nasıl iletişim kurduğunu etkiliyor. Bunların hepsi döllenme ve erken embriyo gelişimi için gerekli süreçler” değerlendirmesinde bulundu.
Uzaydaki ikinci büyük risk ise radyasyon. Radyasyonun, erkeklerde sperm, kadınlarda ise yumurta hücrelerine dönüşen üreme hücrelerine zarar verebildiği uzun zamandır biliniyor. Dünya’nın koruyucu manyetik alanı sayesinde bu etki sınırlı kalırken, uzayda durum farklılaşıyor.Türkiye Sağlık Bilimleri Üniversitesi'nden uzay tıbbı uzmanı Dr. Abdurrahman Engin, galaktik kozmik radyasyonun (GCR), süpernova adı verilen patlayan yıldızlar gibi kozmik olaylar tarafından üretildiğini söylüyor. Ve bu patlamalarda uzay aracı kalkanlarını ve insan dokularını derinden delebilen parçacıklar bulunuyor. Bu da Dünya'da karşılaşılan radyasyondan daha fazla.Gelecekteki bir Mars görevinde varsayımsal bir gebelik senaryosunda, maruz kalınacak GCR miktarının Dünya'da gebelik için güvenli kabul edilen sınırları aşıp aşmayacağını yönelik soruya Dr. Engin, "Ne yazık ki, cevap evet gibi görünüyor" yanıtını veriyor.Dr. Engin "Erken gelişim sırasında hızlı hücre bölünmesi ve organ oluşumu, DNA yapılarında, DNA onarımında veya hücresel büyümede küçük bozulmaların bile potansiyel olarak ömür boyu sürecek sonuçlara yol açabileceği anlamına geliyor" diyor.
Olası sonuçlar arasında düşük, gelişim geriliği, doğumsal anomaliler, nörolojik bozukluklar ve yaşam boyu sürebilecek kanser riskinde artış bulunuyor.Uzay araçlarında gelişmiş radyasyon kalkanları kullanılması veya görevlerin güneş döngüsünün belirli aşamalarına göre planlanması gibi yöntemlerin riskleri azaltabileceğini kaydeden Engin, buna rağmen GCR'nin tamamen engellenmesinin "son derece zor" olduğunu vurguluyor. Dr. Fathi Karouia da radyasyon ve mikro yerçekiminin bir araya gelerek "biyolojiyi kökten etkilediğini" belirtirken, madalyonun diğer yüzündeki zorluklara da değiniyor: "Uzay uçuşu ayrıca hormonal düzeni ve uyku döngülerini bozuyor. Bunların hepsi üreme sağlığıyla yakından bağlantılı." Bu olumsuz faktörler birleştiğinde, yumurtalıklardaki sperm veya yumurta kalitesinden, gebelik sürecinde fetüsün büyümesi için ihtiyaç duyulan hayati hormonlara kadar tüm sistem zarar görebiliyor.
İnsanlığın uzayda üreme kabiliyetini anlamak, Dünya dışındaki yaşamın sürdürülebilirliği açısından hayati bir önem taşıyor. Ancak İsveç'teki Uppsala Üniversitesi'nden moleküler ve hücresel biyoloji profesörü Jan-Bernd Stukenborg'a göre bu çalışmalar aynı zamanda doğrudan aktif astronotların korunmasıyla da ilgili. İnsanlar henüz uzayda üreme faaliyetlerine başlamamış olsa bile, mevcut görevlerdeki astronotlar ve üreme hücreleri bu zorlu koşullara doğrudan maruz kalıyor. Dolayısıyla, radyasyonun üreme hücreleri üzerindeki etkilerine yönelik araştırmalar, astronotları koruyacak yeni yöntemlerin geliştirilmesine önayak olabilir.
Durumu çarpıcı bir örnekle açıklayan Stukenborg, "Eğer uzay yolculuğundan kaynaklanan bir deri hücresi sorunu varsa, deri hücresi siz ölürken sizinle birlikte ölecektir" diyor. Buna karşın, üreme hücrelerinde meydana gelecek olası bir hasar, astronotlar uzayda çocuk sahibi olmaya çalışmasalar bile döndüklerinde bir sonraki nesle aktarılabiliyor. Stukenborg, bu risk nedeniyle "bu çalışmaların son derece önemli olduğunu düşünüyorum" ifadesini kullanıyor.
McPherson, bu alanda daha fazla araştırmanın insan biyolojisi hakkında daha temel unsurları anlamamıza yardımcı olabileceğini söylüyor.
Örneğin, araştırması, deneylerde labirentin sonuna ulaşmayı başaran spermlerin, döllenme ve erken gelişim sırasında avantaj sağlayan özelliklere sahip olduğunu ortaya koydu:
"Bu spermlerin nasıl olup da labirentin sonuna kadar ulaşabildiğini daha iyi anlayabilirsek... o zaman tüp bebek yönteminde veya tarımsal tüp bebek yönteminde onları seçebiliriz."
Uzmanlar, uzay görevlerine katılan kadın sayısının artmasıyla birlikte, uzayda üreme üzerine yapılan çalışmalardaki erkek egemen yaklaşımın da kırılabileceğini ifade ediyor. Stukenborg'un atıfta bulunduğu araştırmalar, kadın astronotların uzun süreli uzay görevleri esnasında adet döngülerini baskılamak amacıyla çoğunlukla doğum kontrol haplarına başvurduğunu gösteriyor.
McPherson, uzay ortamının adet döngüsü üzerindeki etkilerinin hâlâ yeterince araştırılmadığını belirterek, “Bu, gerçekten inceleyebildiğimiz bir şey değil” diyor. Karouia da radyasyonun yumurtalık fonksiyonlarını etkileyebileceğine, mikro yerçekiminin ise yumurta hücrelerinin olgunlaşmasını değiştirebileceğine ilişkin bulgular bulunduğunu ifade ediyor. Ona göre en büyük bilgi eksikliği ise gebelik sürecinin kendisinde yatıyor:“Özellikle implantasyon, plasenta gelişimi ve organ oluşumu açısından, bir memeli gebeliğinin uzayda nasıl ilerleyeceğine dair neredeyse hiç modern verimiz yok.”Bilim insanlarının üzerinde uzlaştığı nokta ise araştırmaların henüz başlangıç aşamasında olduğu. Uzayda insan yaşamının geleceğini belirleyebilecek bu soruların yanıtlanması için kapsamlı çalışmalara ihtiyaç duyuluyor.Stukenborg, “Bu bir tabu olmamalı... bunu şimdi düşünmeliyiz” diyor.