JAPONYA KARA KARA DÜŞÜNÜYOR: Okyanus içindeki dev nehir! Başkent TOKYO'ya doğru ilerliyor...
Okyanus yüzeyini düz bir havuz gibi sanıyorsanız, yanılıyorsunuz. Bilim insanları uzun zamandır okyanusların engebeli yapısını inceliyor; ancak Japonya kıyılarında yaşanan son değişimler "olağanüstü" kategorisine girdi. Dünyanın en güçlü su kütlelerinden biri olan ve "Kara Akıntı" olarak bilinen Kuroshio Akıntısı, tarihi rotasından saparak kuzeye yöneldi. Bu sapma, birçok tehlikeye gebe...
Denizi genellikle küvet ya da havuz gibi düşünürüz; dümdüz bir yüzey… Oysa okyanuslar hiç de öyle değil.Rüzgârlar ve yerçekimi, deniz suyunu bazı bölgelerde biriktirir. Özellikle büyük okyanusların batı uçlarında, sıcak suyu taşıyan çok güçlü yüzey akıntıları hızla kutuplara doğru ilerler. Bu da deniz yüzeyinde eğimler ve farklı seviyeler oluşmasına yol açar.Zaten düzensiz olan okyanus yüzeyi, son yıllarda daha da değişmeye başladı. Son ölçümler, denizlerde adeta su tepeleri ve çukurları oluştuğunu gösteriyor. Ancak bu değişimlerin en çarpıcı olduğu yer Japonya kıyıları. Japonya açıklarında deniz seviyesi bazı bölgelerde her yıl yaklaşık 2,5 santimetre yükselirken, hemen yanındaki bir bölgede daha da hızlı bir düşüş yaşanıyor.Bilim insanlarına göre bunun nedeni, dünyanın en güçlü okyanus akıntılarından biri olan Kuroşiyo (Kara Akıntı)’nun yer değiştirmesi. (Haber fotoğraf: John S Lander/LightRocket/Getty Images via CNN Newsource)
Kuroşiyo Akıntısı, Amazon Nehri’nin taşıdığının 200 katından fazla su taşıyor. Ekvator yakınlarından başlayıp Japonya’ya doğru ilerliyor ve normalde Tokyo yakınlarında doğuya yöneliyor.Ancak son yıllarda bu akıntı alışılmış davranışını terk etti. Özellikle “Kuroşiyo Uzantısı” denilen bölüm, Japonya kıyıları boyunca ciddi şekilde kuzeye kaydı. Bazı noktalarda bu kayma 500 kilometreyi buldu. Bu değişim, bölgede şimdiye kadar görülmemiş sıcaklık artışlarına neden oldu. Japonya’nın kuzeydoğusundaki Sanriku kıyılarında deniz suyu sıcaklığı 6 dereceye kadar yükseldi ve bu durum iki yıl boyunca devam etti.Bilim insanları bu seviyede ve bu kadar uzun süren bir ısınmayı daha önce hiç gözlemlemediklerini söylüyor. (Fotoğraf: John S Lander/LightRocket/Getty Images via CNN Newsource)
Bu sıcaklık değişimleri, Japonya’nın balıkçılığını da derinden etkiledi.Bazı bölgelerde uskumru ve sardalya gibi türlerin sayısı dramatik biçimde azaldı. Balıkçılar, av miktarının son 10 yılda yarıdan fazla düştüğünü söylüyor.Daha da endişe verici olan ise Japon mutfağının temel taşlarından biri olan kombu yosunu. Bu yosun, geleneksel Japon çorbası dashinin ana malzemesi. Ancak kombu yalnızca Japonya’nın kuzeyinde yetişebiliyor ve sıcaklık artışı nedeniyle hızla yok oluyor.Uzmanlara göre bu gidişat devam ederse, Japon mutfağının temel lezzetlerinden biri ciddi risk altına girebilir. (Fotoğraf: Kyodo News/Getty Images via CNN Newsource)
Kuroşiyo sıcak bir akıntı olduğu için, gittiği yerde sadece deniz seviyesini değil, havayı da etkiliyor.Japon Meteoroloji Ajansı’na göre: 2023 yazındaki rekor sıcaklar, Tokyo yakınlarında görülen aşırı yağışlar bu sıcak deniz sularıyla doğrudan bağlantılı.2017’de meydana gelen güçlü bir tayfun sırasında deniz seviyesinin normalden yüksek olması, kıyılardaki hasarı da artırdı. (Fotoğraf: Hiroaki Murata/The Yomiuri Shimbun/AP via CNN Newsource)
Bilim insanları şu soruya yanıt arıyor: Bu yaşananlar doğal bir döngü mü, yoksa iklim değişikliğinin sonucu mu?Uzmanlara göre cevap muhtemelen her ikisi birden.Küresel ısınma, rüzgâr sistemlerini değiştiriyor. Rüzgârlar değişince, onları yönlendiren okyanus akıntıları da yer değiştiriyor. Kuroşiyo Akıntısı’nın kuzeye kaymasında bu etkinin güçlü olduğu düşünülüyor.
Son aylarda akıntı biraz geri çekilmiş olsa da bilim insanları rahat değil. Çünkü bu tür aşırı değişimlerin artabileceği düşünülüyor.Japonya’daki Tohoku Üniversitesi’nden Prof. Shusaku Sugimoto’ya göre yaşananlar, geleceğin habercisi olabilir:“Bugün burada gördüklerimiz, 100 yıl sonra okyanusların nasıl olabileceğine dair bir ön izleme sunuyor.”Bilim insanları, Japonya açıklarında yaşanan bu olağanüstü sürecin, iklim değişikliğinin denizler üzerindeki etkisini anlamak için kritik bir fırsat olduğunu vurguluyor.